11 Haziran 2011 Cumartesi

TASARIMA KURBAN GEREK / LA VITTIMA DESIGNATA

Giallonun altın özeliklerinden ikisini yerle bir eden bir filmle karşınızdayız. La Vittima Designata / The Designated Victim, bu açıdan giallo film piyasasında nev-i şahsına münhasır bir film. İsterim ki bir yandan hem en tipik giallo özelliklerini kullanıp diğer yandan bazılarını görmezden gelmiş bu ilginç filmi alt başlıklar altında inceleyelim. O halde işte giallo’yu giallo yapan bazı özellikler;






Sosyal-Ekonomik Statü
Film, bir reklam ajansıyla ortaklık kurmak üzere olan genç, yakışıklı ve küstah Stefano’nun özel yaşamına odaklanarak açılır. İtalyan sinemasının asi çocuklarından aslen Kübalı Tomas Milian tarafından canlandırılan Stefano, oldukça zengin bir kadınla evlidir fakat kendine sevgili edinmekte gecikmemiş, üstelik bu sebeple karısından boşanmak istemektedir. Sert kaya karısı, aralarında hiçbir sevgi kalmamış bu adamdan boşanmayı reddetmektedir. Bir yandan karısını ikna etmeye çalışan Stefano, diğer yandan kendini garantiye almak için ortak hesaptan bir miktar parayı kendi hesabına aktarmayı da es geçmez.
Analiz; Giallo’da karakterlerin refah düzeyleri yüksektir. “Üst sınıf”lara mensup evli erkek veya kadından birinin muhakkak sevgilisi bulunur. Yalnız evli çiftleri birbirinden koparacak olan en temel öğe, sevgiliden bile önce para mevzusudur. Çoğu zaman miras ya da hayat sigortası cinayet sebebidir. Misal bu filmde para ön plandayken, The Case of Scorpion’s Tail / La Coda dello Scorpione ya da My Dear Killer / Mio Caro Assassino’da sigorta söz konusuydu. Örnekler elbette çoğaltılabilir.

Bir ufak ayrıntı daha eklemek gerekirse; Karı-koca temelinde evlilikleri sarsılmış ya da sarsılmak üzere olan çiftlerden kadın tarafının sinirsel bir hastalığının bulunması olasıdır. Bir nevi zayıflık sayılabilecek bu durumdan hem katil hem de kurban aynı derecede faydalanabilir. Bu film özelinde her ne kadar Stefano’nun karsında sinirsel bir bozukluk görülmese de içinde bulunduğu duruma fazla mantık açısından yaklaşmış olması çok da “normal” olmadığının işaretidir.
Katilin Kimliği
Stefano, karısının boşanma isteğini geri çevirme ertesinde sevgilisiyle çıktığı Venedik seyahatinde, ilginç bir adamla, Kont Matteo Tiepolo ile tanışır. Pierre Clémenti tarafından canlandırılan bu eksantrik adam, Stefano’ya ayrı bir ilgi beslemeye başlar. Hayatta öldürmek dışında tatmadığı zevk kalmadığını ifade eden Kont, bir nevi Dorian Gray portresi çizmektedir. Venedik’te sürekli karşılaşarak aralarından arkadaşlık ilişkisi kurulan Stefano ve Kont, sanki 40 yıllık dostmuşçasına dertleşirken kardeşinin kendisine eziyet ettiğini belirten Kont, Stefano’ya isterse karısını öldürebileceğini, karşılığında ise onun da kardeşini öldürmesi gerektiğini ifade eder. Stefano güler geçer. Melankolik bir Venedik gecesi gibi görünse de bu sohbet sonuçları pek de iç açıcı değildir.
Bu başlık altında söz etmek istediğim aslında katilin kim olduğundan çok, görünür ve görünmezliği. “Katilin kimliğinin başından belli olduğu bir giallo’nun neresi eğlenceli olabilir ki?” diye düşünülebilir. Bir yerde doğrudur. Zira tipik bir giallo’da filmin en başından beri ilişkiler ağı birer birer gözlemlenerek katile ulaşılmaya çalışılır. Ama bu filmde değil. Yukarıda da değindiğim gibi öylesine bir sohbet içerisinde geçen karşılıklı cinayetler, Kont tarafından Stefano’nun karsısının öldürülmesiyle gerçeğe dönüşür. Stefano’nun kabusu da işte tam bu noktada, gerçeğin ertesinde başlar. Tüm giallo tarihinde görünmez olan katil ise ilk defa görünürlük yakalamıştır. Açık açık cinayet işlediğini söylemekten kaçınmaz ama katille polis ilişkisi elbette her giallo da olduğu gibi mesafelidir. Zira polis çoktan, tüm ipuçlarının ona doğru çıktığı Stefano’yu göz hapsine almıştır.
Cinayet Sahnesi
Bizi giallo’ya çeken ne? Psikopat değiliz elbette ama sanat eseriymişçesine işlenen cinayetler değil mi? Estetik bir sahne düzeni, gerilimi tırmandıran bir müzik ve tüm ahlaksızlığıyla bir kurban. Ahlaksızlık derken, giallo’da masum bir kurban ne arar? Mario Bava’nın Blood and Black Lace’i ile başlayan ve Dario Argento’nun The Bird with the Crystal Plumage/ L’Ucello Dalle Piume di Cristallo’su ile devam eden ve 70’lerin başında en estetik cinayet sahnelerine ev sahipliği yapan giallo furyasına nazaran 1971 tarihli La Vittima Designata, çok ilginçtir, sözlü konuşmalardan başka, cinayet sahnesine dair hiçbir ayrıntı içermiyor. Bunun neresi giallo o halde? Gayet rahat tartışılır. Ama filmin belirli giallo kodlarının üzerine inşa edilmiş olması, tüm bunlara rağmen filmi giallo yapar, ama başarılı ama vasat.
Giallo olup olmaması bir yana, cinayet ertesi filmin gialloluğundan şüphe duyulması normaldir. Çünkü Stefano’nun karısının ölümündeki baş şüpheli olması ve kendini bir türlü ispat edememesi filmin farklı bir türe doğru gittiğinin emareleri. Şüpheli konumundan sıyrılmak içim Kont’a karşı yaptığı her atak boşa çıkarken hikaye katilin kurban, kurbanın katil olduğu bir dönemece giriyor ki, tür dengeleri oynuyor.




İşte La Vittima Designata son iki başlık altında kendi has çizgisi olan bir film. Filmin oyuncu kadrosuna bakcak olursak; Tomas Milian’ı, bu ikinci defa bir giallo’da görüşümüz. Diğer film, Lucio Fulci’nin yönettiği Don’t Torture A Duckling yani Non Si Servizia Un Paperino (1972) idi. Filmin bir kısmının geçtiği Venedik, iki giallo’da daha arka plan olarak kullanılmıştır. Bunlardan biri Chi L’ha Vista Morire? / Who Saw Her Die?, diğeri ise geç dönem giallolardan biri olan 1979 tarihli Giallo a Venezia’dır. Yönetmen Maurizio Lucidi’nun imza attığı tek giallo bildiğim kadarıyla budur. Bunun dışında suç filmlerinde parmağı vardır. Ortamın havasını bozmak gibi olmasın ama Pierre Cléementi’ne baktığım her an İngiliz komedyen Russell Brand’e bakıyormuş gibi oldum.
Giallo bir sanatsa, tasarıma kurban gerek!



Venedik'in kaçınılmaz turistleri


"Gişe Memuru" sinemalarda :-p



2 yorum:

komakine dedi ki...

ben de halen russel brand benzetmesine takılmış durumdayım. filmin bir yerinde kürk okşayacağını düşündüm hep.

Tuğba dedi ki...

Ben de resimdeki odaya takıldım. Demek ki evin oturma grubunun sadece kanepeden ibaret olması refahlık (!) göstergesisiymiş! :-p