9 Kasım 2015 Pazartesi

Ceset Sayısındaki Şaibe a.k.a. La Muerte Ronda a Monica



Death Haunts Monica / La Muerte Ronda a Monica, 1976 yılı yapımı bir İspanyol giallosu. Giallo sinemasının gedikli aktörlerinden Jean Sorel’i de bünyesine katarak yola çıkmış olan film, ceset sayısındaki şaibeyle ön plana çıkıyor. 

25 Temmuz 2015 Cumartesi

SPASMO OST (THE X-RAY EDITION)


Umberto Lenzi'nin 1974 tarihli Spasmo filminin Ennio Morricone'ye ait müzikleri bu yıl Dagored Plakçılık tarafından plak formatında yayınlandı. Bağımsız plak dükkanlarını kalkındırma ve özendirme amacı taşıyan Record Store Day'e özel 2 farklı kapak versiyonuyla piyasaya sürülen plak, sınırlı sayıda basılmış olması (500'er tane) ve bu güne özel basılan plakların kendine özgü bir öncelikli satın alma usulü olması nedeniyle, elini çabuk tutan birkaç şanslı kişinin elinde kaldı. Bu şanslı kişiler arasında biz yokuz. Neyse ki, Dagored bu harika albüm için yeter miktarda başka bir baskı hazırladı ve biz fakir giallo severleri fazlasıyla mutlu etti.

28 Mayıs 2015 Perşembe

DONUK GÖZLÜ ADAM / L'UOMO DAGLI OCCHI DI GHIACCIO (1971)




Orijinal ismine olan sadakatin göz yaşarttığı bir başka türkçe giallo afişi de Donuk Gözlü Adam. 1971 tarihli Alberto de Martino imzalı filmin elbette gözleri donduran en önemli öğesi Barbara Bouchet. Film sinemalarımızda 1973 tarihinde oynamış. The Man with Icy Eyes gibi uluslararası arenada aldığı gıldırgıcık isminin aksine Donuk Gözlü Adam demek ne kadar da şairane değil mi sevgili dostlar? Filmin orijinal posterindeki güzellik bu versiyonda olmasa da fena sayılmaz kanımca...

ÖLÜM KAPIYI İKİ KERE ÇALAR / DEATH KNOCKS TWICE (1969)


1969 gibi erken tarihli bir giallo olan Ölüm Kapıyı İki Kere Çalar (İlk çaldığında merhamet mi besliyor?), ülkemizde vizyona geç bir tarihte, 1974'te girmiş. Death Knocks Twice, La Morte Bussa Due Volte ve Blonde Connection gibi isimlerle de bilinen filmin posteri çok da ahım şahım değilse de insanda şöyle "du bi daha bakim" hissi uyandırmıyor değil... 




VAHŞİ GENÇLER / LA POLIZIA CHIEDE AIUTO



Massimo Dallamano'nun 1974 tarihli La Polizia Chiede Aiuto adlı filmi aynı yıl Vahşi Gençler adıyla Türkiye'de vizyona girmiş. Yönetmenin asıl bombası What Have You Done To Solange?'dan hareketle What Have They Done To Your Daughters? gibi ebevenylere seslenen alternatif bir isimle görücüye çıkan film, aşksiyonu giallo ile buluştururken çöplüklerde debelenmeyi seven bizler, bakalım daha nice cevherle buluşabilecek miydik? 


SEVİŞEREK ÖLDÜR / I DUE VOLTI DELLA PAURA (1972)



Dünkü yayında posterdeki iki film karmaşasından söz ederken bir hata yapmış olabilirim. Zira Anita Strindberg ve George Hilton'u buluşturan bir de bu film var: I Due Volti Della Paura, aslında İspanyol bir yönetmen tarafından çekilmiş olması sebebiyle Coartada en Disco Rojo veyahut The Two Faces of Fear. Türkiye'de Sevişerek Öldür gibi gıldırgıcık bir isimle vizyona girmesi de güzel olmuş. Hilton abimiz, tek gözü ile nişan alırken, Anita ablamızın yeşil gözleri ön plana çıkarılmış. Bir zamanların meme ucu sansürü siyah bantlar da açıkçası göz dolduruyor... 

27 Mayıs 2015 Çarşamba

ÖLÜME ADIM ADIM / L'ASSASSINO E AL TELEFONO (1972)



1972 yapımı Alberto De Martino'nun L'Assassino... E al Telefono / The Killer is on the Phone adlı filmi vizyona Ölüme Adım Adım adıyla girmiş Türkiye'de 1977'de. Yalnız posterde bir karışıklık var. Alt kısımda görülen George Hilton ve Anita Strindberg'in bu filmde bir işi yok. İkilinin La Coda dello Scorpione / The Case of the Scorpion's Tail adlı filminin afişi ile ortak bir çalışma olmuş. Kimbilir belki iki film birden oynatan bir sinemada tek afişle olayı kotarmışlardır. :-P

20 Aralık 2014 Cumartesi

LİNÇ - DON'T TORTURE A DUCKLING (GAZETE İLANI)


2 Mart 1975 Pazar gününün Milliyet Gazetesi'nde bir ilan. Lucio Fulci'nin Non Si Sevizia Un Paperino / Don't Torture a Duckling adlı 1972 yapımı filmi için ilan. Linç adıyla gösterime girecek olan film, dünyayı dehşetten titretmiş o zamanlar...

25 Eylül 2013 Çarşamba

MİLANO'DA DÜKKAN: BLOODBUSTER

Milano. Karanlıklar kenti. Bu şehre kaç kere daha gidersem gideyim, sanırım izlenimim hiç değişmeyecek. Milano'da yapılacak en iyi şey, evde oturup korku filmi seyretmektir. Gri renk, bir kente bu kadar mı yakışır (!)! 

Bütün bu zırvalamamın nedeni Milano'yu bir türlü sevememiş olmam. Yüz bin kere daha gitsem gene sevmeyeceğim gene sevmeyeceğim arkadaş. Bizde zorlama yok...

Bu seferki gezimizin nasıl geçtiğini anlayamadığım için sinema üzerine fazla verim alamadık maalesef. Bünyesel yorgunluk, kafa bulanıklığıyla birleşince, üzerine bir de 'euronun önlenemez yükselişi' eklenince ben Milano'dan bir bok anlamadım, ne yapayım! Gitmeden evvel bir iki dükkan araştırması yapmıştım ama kağıt üstündekiyle pratikteki her zaman çeliştiği için beni neyin beklediğini bilmiyordum doğrusu. 



Milano'daki en süper dvd-vhs-kitap dükkanı sanırım Bloodbuster. Buraya sabahtan gir, akşama zor çıkarsın. Ama bizim yaptığımız gibi bütün gün dolaşıp helak olduktan sonra girersen, mal mal bakar eli boş çıkarsın, demedi deme... 


Korku genel başlığı altında alt türleriyle birlikte burda yok yok. Dvd ağırlıklı olmakla birlikte, vhs reyonu da var. Fiyatlar, türk lirasına göre ortalamanın biraz üzerinde ama iyi karıştırırsanız daha ucuz şeyler bulmak da mümkün. Misal Dellamorte Dellamore'nin vhs'sini 3 euro olmasına rağmen almamış olduğuma hala dövünüyorum. 

İtalya'nın siesta saatlerindeki esnaf davranışlarına hala alışamadığımdan dükkanı yalnızca bir gün açık yakalayabildik. O gün de dediğim gibi iyice sersemlemiş olduğumuzdan bön bön bakınıp, dizlerimizde derman kalmadığı için birkaç sinema dergisi alıp çıktık dükkandan. Pişmanım evet dostlarım. Pişmanım ama ne faide. 

Dükkan sahibi olduğunu tahmin ettiğim abi, ilk bakışta biraz soğuk bir tip gibi geldi bana. Aslında ilk bakışta ben de soğuk bir tip olduğum için bana da öyle gelmiş olabilir, bilemedim... Bloodbuster'ın güzel bir internet sitesi ve facebook sayfası da var. Ayrıca bu abi, Milano çevresinde çeşitli etkinlikler de yapıyor sanıyorum korku sineması üzerine. 

Diyeceğim o ki, dükkan güzel, içindekiler daha da güzel. İnsanın rafları böyle okşayası geliyor. Keşke hepsi benim olsa, na böyle tüm gün oturup izlesem teker teker... Nerde o günler?...

28 Mart 2013 Perşembe

Il Gatto dagli Occhi di Giada / Sarı Gözlü Kedi


Yönetmen Antonio Bido'nun Il Gatto dagli Occhi di Giada/Watch Me When I Kill adlı filminin Sarı Gözlü Kedi adıyla Türkçe tanıtım  afişi. Afiş dediysem el kadar bir şey aslında. En az 8 aydır internet sitesinde takip altında tuttuğum ve 1.5 tl gibi komik fiyatına rağmen ısrarla almadığım afişçiğe sonunda kavuşmuş bulunuyorum. Orijinali de işte şu alttaki;

12 Haziran 2012 Salı

VAHŞET / SOLANGE NE YAPTINIZ?


1973 yılının Nisan ayında Türkiye'de VAHŞET adıyla vizyona girmiş olan Cosa Avete Fatto a Solange? a.k.a. What Have You Done to Solange? adlı filmin Türkçe afişi. 









BEŞ DAMLA KAN


1974 yılının Mayıs ayında Türkiye'de vizyona giren Perché Quelle Strane Gocce di Sangue sul Corpo di Jenifer? a.k.a. The Case of Bloody Iris adlı filme ait afiş, nihayet ellerimizde.



14 Ocak 2012 Cumartesi

SPASMO A.K.A. BEYİN DÜDÜKLEMESİ


Açılış sahnesinde, arabalarıyla geldikleri yıkıntılar arasında oynaşmakta olan genç bir çift (bunlara neden çift diyorsak…) ağaca asılmış bir beden görürler. Çiftin cesareti simgeleyen erkek olanı (Bunlar böcekten de korkmaz), cesedin yanına gittiğinde, onun aslında cansız manken olduğunu anlar. O sırada arabaları bilinmedik bir kişi tarafından çalınır. Arabalar üzerine ihtisas yapmış olan Umberto Lenzi (kişisel görüşüm olup, yönetmeni bağlamaz), bir sonraki sahnede deniz kıyısına gelen başroldeki çifti yine arabayla hareket halinde göstererek öyle bir geçiş yapmıştır ki, spoiler vermek gibi olmasın ama uyanık seyirciye katilin kimliğiyle ilgili ipucu verir gibidir. Ya da filmi tam olarak seyrettikten sonra geriye yönelik olarak yapılacak bir kumkumadır bu. Şu noktada filmi seyretmemiş olanlar için hiçbir önemi olmamakla birlikte, kapatalım bu bahsi lütfen…


Christian (Robert Hoffman) ve sevgilisi Xenia (Maria Pia Conte), Christian’ın anılarının olduğu deniz kıyısında fotoğraf çekerlerken, uzakta yerde yüzüstü yatmakta olan “birini” görürler. Yanına gittiklerinde Suzy Kendall tarafından canlandırılan yerdeki “biri” kendine gelir. Ne amaçla orada olduğunu ve neden bayıldığını bilmediğini söyler. Christian ve Xenia arkalarına döndükleri an ise arabayla hızla ortamdan uzaklaşıp, ikinci sahnenin de araba kaçışıyla sonlanmasına neden olur. Christian, adının Barbara olduğunu öğrendiği kadını, arkasında bıraktığı izlerden takip ederek, bir teknedeki partide bulur. İkili arasında (henüz çift olmadılar), bir yakınlaşma başlar (ateş-barut teorisi). Birlikte ortamdan uzaklaşarak mercimek ve fırın teorisine doğru Barbara’nın evine giderler. Aşna fişna teorisinden önce Barbara’nın Christian’dan isteği, “barba”sını yani sakalını kesmesidir. Zira bir ortama iki BARBA’RA fazladır. “Oy Barbara Barbara, ateş de düştü şalvara, ağzım burnum kurudu, kız yapsana gargara” adlı türkü eşliğinde yatağa girmeden evvel, banyoya giren Christian, bir süredir onu takip eden kırmızı gömlekli eli silahlı adamın saldırısına uğrar. Yaşanan arbedede adamın elindeki silahla adamı vuran Christian, banyodan çıkarak Barbara’yı da alıp, kaçış yoluna düşer.


Ne yapacaklarını bilmeyen çift (yatağa girmeyi başaramasalar da artık çift olmuşlardır), kısa süre salındıktan sonra Barbara’nın önerisiyle ressam bir arkadaşının evine giderler. Ama evde kimse yoktur. Önemli değildir. Arkadaş kontenjanından camı kırarak izinsizce eve girmek mümkündür. Kısa süre sonra evde garip olaylarla karşılaşınca yalnız olmadıklarını anlarlar. Evde başka bir çift daha vardır. Yaşlı bir adamla onun genç karısı-sevgilisi olaya dahil olduğunda, çift bölümlü bir fırın teknolojisi için vakit gelmiş olmalıdır. Zira aynı anda iki kadını, pardon yemeği fırında pişirebilmek kişiye zaman kazandırır. Kimsenin günahını almadan yazı yazmak zordur…
Christian’ın Barbara ile karşılaştıktan sonra karşısına çıkan ölü sayısı artmış, dahası kendisi pek farkında olmasa da hareketleri tamamen Barbara tarafından yönlendirilmektedir. Barbara’nın ipiyle indiği kuyuda herşey (Herşey benim sözlüğümde bitişiktir. Tdk, bu kelimeyi sonradan ayırmıştır) daha da karışık bir hal alır. Christian nereye gitmektedir. Onu takip eden gizemli adam, sonrada adamlar kimdir? Barbara dost mudur, düşman mıdır? Christian’ın erkek kardeşinin (Ivan Rassimov) bildiği sır nedir?


Filmin sonunu ısrarlara rağmen söylemeyeceğim ama başka giallolardan örnek vererek ufak bir ipucu da vermeyecek değilim. Öncelikle finaldeki twist and turn, yani dönüşle Umberto Lenzi’nin elinden öpmemek mümkün değil. Giallolarda daha önce ağırlıklı olarak kadının zayıf duygu durumundan istifade edilerek çevrilen entrikalar dillere destan. Lo Strano Vizio Della Signora Wardh (The Strange Vice of Mrs. Wardh-1971), Tutti i Colori del Buio (All the Colors of the Dark-1972), Il Tuo Vizio é una Stanza Chiusa e solo io ne ho la Chiave (Your Vice is Locked Room and Only I have the Keys-1972)gibi filmler, kadının ruhsal durumuyla oynanılarak çevrilen entirkalara e sahipliği yapan türünd doruk noktası filmlerdi. Bu filmde ise kadın yerini erkeğe bırakmış durumda. Örnek verdiğim ilk iki filmde Ivan Rassimov'un oynadığının altını çizerek, son dakikada çok pis spoiler verme hissiyatına girmişsem de sadece Christian’ın arkasından pis oyunlar oynandığını söyleyerek bitiriyorum. 

Filmden çıkarılacak seksist ana fikir; yeni tanıştığınız her kadına güvenmeyin olurken, feminist ana fikir ise; kadının dolandırıcılık dahil her türlü mesleği bileğinin hakkıyla yapabileceği olmuştur.


Filmi izledim, onun için ukalalık yapabilirim diyenler için çıkarımlar:

  • Filmin başındaki gizemli kırmızı gömlekli adam ile filmin sonunda kırmızı gömlekli Christian'a dikkat! 
  • Filmin afişi, tek kelimeyle mükemmel. En başa video kapağını koymama rağmen orijinal afişin üzerinde de mavi bir vücut, bir çift göz ve kalp yerinde bir ağız var. Christian'ın sırrını bundan daha iyi anlatabilecek bir afiş daha var mıdır bilemiyorum derken, bir diğer afiş de Ennio Morricone tarafından yapılan albümün kapağı için hazırlanmış olan. Kafanın içinden çıkan el ile akıl sağlığıyla oynama arasında kurulan ince bağlantıya dikkatinizi çekerim. 

13 Ocak 2012 Cuma

"DEBORAH, YOU'VE GOTTA SEE HER"*-THE SWEET BODY OF DEBORAH


1968 gibi erken sayılabilecek bir tarihte çekilmiş olan Il Dolce Corpo di Deborah (The Sweet Body of Deborah), her ne kadar Romolo Guerrieri tarafından yönetilmiş olsa da, aslında senaristi Ernesto Gastaldi’nin ağırlığını yansıtan bir giallo. Ernesto Gastaldi Flashman (1967), Così Dolce… Così Perversa (1969), Le Foto Proibite di una Signora per Bene (1970), Lo Strano Vizio della Signora Wardh (1971), La Coda dello Scorpione (1971), LaCorta Notte dele Bambole di Vetro (1971), La Morte Cammina Con i Tacchi Alti (1971), Tutti i Colori Del Buio (1972), Perche Quelle Strane Gocce di Sanguesul Corpo di Jennifer (1972), Il Tuo Vizio è una Stanza Chiusa e Solo io ne ho la Chiave (1972) vb. filmlerin hikâyelerini ve/veya senaryolarını yazmış, giallo açısından bol bereketli bir sinema adamı. Hikâye de doğal olarak tipik Ernesto Gastaldi özelliklerini içeriyor.


Yeni evli çift Deborah (Caroll Baker) ve Marcel (Jean Sorel) balayını geçirmek için Nice’e doğru yola çıkmışlardır. Ama öncelikle Marcel’in memleketi Cenevre’ye uğrarlar. Marcel’in bu şehirde tatsız anıları vardır. Zira parasızlıktan muzdarip Marcel, zengin sevgilisi Suzanne’den (Ida Galli-Evelyn Stewart)  aldığı borcu ödeyebilmek için Suzanne’i arkasında bırakarak, Amerika’ya gitmiştir. Amerika’da işler finansal açıdan iyi gitmişse de duygusal açıdan Suzanne’i geride bırakan Marcel, orada Deborah ile tanışarak evlenmiştir. Cenevre’ye vardıklarında Suzanne’in eski arkadaşı Philip’i (Luigi Pistilli) gören Marcel, kötü bir havadis alır. Zira Suzanne, Marcel’in uzağa gitmesine dayanamamış ve ‘kendini’ intihar etmiştir. Haberi alan Marcel sarsılır. Philip, Marcel’e öfkelidir. Deborah ise kocasına yardımcı olmak için kendinden önceki kadın hakkında kıskançlığı bir kenara bırakarak kocasıyla beraber Suzanne’in bir zamanlar yaşadığı malikaneye gitmeyi göze alır. Marcel ve Deborah’nın, terk edilmiş malikaneyi ziyaretleri sonrası olayların seyri değişecektir. Terkedilmiş evdeki gaipten gelen sesler ve Philip, çift Cenevre’den ayrıldıktan sonra da peşlerini bırakmaz. 


Villalar, malikaneler, lüks oteller, son model arabalar, paranın suyunun nerden geldiği belli olmadığı için nerede çalıştıkları da belli olmayan, dahası çalıştıkları film boyunca hiç görülmeyen karakterler. Bildiğimiz tüm bu öğeleri cinayet ekseninde toplayan, seyirciye “katil o mu yoksa bu mu?” sorusunu durmaksızın sorduran ama doğru cevabı finale kadar asla verdirmeyen bir merak ve heyecan kumkuması Il Dolce Corpo di Deborah. Caroll Baker'ın tatlı vücudu,para ve aşk üçgeni etrafında dönen bir entrika ve cinayet hikâyesi kısaca. 


Oyuncular Hakkında Filmografik Notlar:
  • Bir erken dönem giallosu kabul edersek filmi, en şaşırtıcı tarafı, 70'lerde önemli giallolarda başrolde boy gösteren George Hilton'ın ilk giallosu olması. Hilton, bu filmden önce ağırlıklı olarak westernlerde rol almış bir aktör aslında. Il Dolce Corpo di Deborah'da başrolde olmasa da kilit bir rolü var aslında. 
  • Ida Galli ya da uluslar arası piyasada bilinen adıyla Evelyn Stewart  Le Orme, Una Farfalla con le aliInsanguinate giallolarında oynamış. Galli’nin bir de Türk Sineması macerası var ki, 1973 yılında Küçük kovboy Yumurcak filminde boy göstermiş.
  • Caroll Baker’ın giallo macerası bu filmle başlarken peşisıra Orgasmo, Cosi Dolce… Cosi Perversa, Paranoia  ile devam etmiş.
  • Luigi Pistilli’nin giallo macerası ise La Coda dello Scorpione’den Reazione a Catena’ya uzanırken, asıl giallo  başrolünü Il Tuo Vizio è una Stanza Chiusa e Solo Io ne ho la Chiave’de oynamış. 
*Blondie-Maria şarkısından uydurmadır.
*Filmin müzikleri Nora Orlandi'nin elinden çıkma.

10 Ocak 2012 Salı

GIALLO MIX

18 şarkı. 45 dakika 26 saniye. Giallo For Dummies ekibi sizler için film soundtracklerinden bir seçkiyi kesti, yapıştırdı. Derin nefes alıp vererek başlıyoruz. Sonra siz üzerinize rahat bir şeyler alırken biz de içkinizi yeniliyoruz. Beklenen gerilim yanınıza döndüğümüzde patlak veriyor. İyi dinlemeler.